Bu sözlere başlamadan önce bir şey istemek gerekmiyor. Bilmek de. Hazırlık da. Yalnızca biraz durmak yeterli. Sesin hızından, düşüncenin aceleciliğinden, kelimelerin fazlalığından azıcık geri çekilmek… Bu bir anlatma metni değil. Bir davet. Sözün değil, hâlin çağrısı. Okurken anlamaya çalışma. Tutmaya da. Bazı cümleler vardır; tutulmaz, insanı tutar. Bazı sözler açıklanmaz; içte bir yere dokunur ve susar. Bu güfte, bir kulun yukarıya seslenişi değil sadece; kendi içine doğru eğilişidir. Aczini saklamadan, süslemeden, büyütmeden söyleyişidir. Ne eksiltmek ister kendini ne de çoğaltmak. Olduğu yerde durur. Eğer bir yerde için daralırsa, bil ki o daralan yer, sözün temas ettiği yerdir. Eğer bir dizede durup nefes alırsan, bil ki kelâm seni bekliyordur. Şimdi oku. Ama okur gibi değil. Dinler gibi. Belki de hatırlar gibi. Binbir adına… Aczim sana, hem de kulluğum; sanadır ilticam. Eksiklikten değil sözüm, şükrüne yetişmez dilim. Binbir adına, binbir adına. Seni anan mahzun olmaz, seni bilen...
Meraklı zihinler için bir buluşma noktası... Her yazımda düşündüren, ilham veren içeriklerle içsel bir yolculuğa çıkıyoruz. Hoş geldiniz.